Last updated: 2009-05-29
Shipwreck Survey (INA)
The Institute of Nautical Archaeology (INA) at Texas A&M University has been conducting underwater surveys using the submersible Carolyn and sonar around the coasts of western and southwestern Turkey. The aim is to locate shipwrecks at more than 100 feet.2007
George Bass reported that the INA underwater survey continued in 2007 using the research ship Virazon, the support vessel catamaran Millawanda and the two-person submersible Carolyn. The area investigated was around Çeşme and nearby islands and north to Karaburun. A Byzantine wreck with amphoras was located at Ayriktaş Burnu (Karaada), and at Kıraz Burnu, also in the Ildır Gulf, the team found a 3rd century BC wreck at a depth of 35 m.2004
The 2004 Ancient Shipwreck Survey was carried out by Prof. Dr Faith Hentschel in the name of the Institute of Nautical Archaeology (INA) between 8 June 2004 and 30 July 2004 in Muğla and Antalya provinces. The research vessel Virazon, the support vessel catamaran Millawanda and the two-person research submersible Carolyn were used for the survey.Our primary goal during this segment had been to search the area of the Turkish coast near Arap Adası where, in 1953, Bodrum sponge-dragger Mehmet Erbil had found a bronze bust of Demeter. This Demeter is an icon of underwater archaeology. In 1959, Peter Throckmorton, a New York photojournalist, travelled to Bodrum because he had heard about the bronze Demeter. Throckmorton interviewed Captain Mehmet and tried, without success, to locate the wreck that had yielded the statue. During the 1960s George Bass also searched unsuccessfully for the Demeter wreck. Since that time, the wreck has remained as elusive as it is alluring.
In the first stage of the survey, side-scan sonar instrumentation provided by Jeremy Green of the Western Australian Maritime Museum and a Remote Operated Vehicle (ROV) were used to find and check the targets that lay in depths that surpassed the range of our submersible and diving operations. Although none of the targets proved to be a shipwreck, the success of the ROV in investigating sonar targets suggests that a future survey would benefit from a combined sonar and ROV operation.
One of our primary goals during the second stage of the survey program was to reinvestigate several known shipwrecks discovered on previous INA surveys and assess their potential for future excavation. We began with a 5th century BCE Classical Greek shipwreck at Aslan Burnu, just south of Knidos. In 2003, we had been able to record all artifacts visible on the surface of the seabed, an impressive assemblage of Classical Greek pottery (including amphoras from Chios and Mende) and the spectacular intact Attic red-figure krater found in 2001. In 2004, our goal was to determine if there was material buried beneath the sand at the base of the rock cliff. This we did by combining traditional probing methods with magnetometry. It appears unlikely that there is a substantial cargo buried beneath the sand, and therefore the Aslan Burnu shipwreck is not a likely candidate for excavation.
After completing the magnetometer survey at Aslan Burnu, we decided it would be beneficial to reinvestigate four known shipwrecks just north of Knidos, at Iskandıl Burnu. Our goal in 2004 was to record all visible artifacts and raise some sample artifacts for further analysis and dating.
The first and perhaps most interesting of the Iskandıl Burnu wrecks contains a number of different types and sizes of ceramic kraters and a large assembly of ceramic roof tiles interspersed with amphoras. They have parallels in the 5th century BCE Erythrean amphoras from the Tektaş Burnu shipwreck excavated by INA from 1999 through 2001.
The second of the Iskandıl Burnu wrecks is Byzantine and dates to the 6th or 7th century CE. It comprises a visually fantastic mound of over two hundred globular amphoras interspersed with cigar-shaped jars. The mound retains the shape of the ship and almost certainly covers substantial hull remains.
The third wreck at Iskandıl Burnu is a collection of roof tiles of the same type as those seen on the 'krater' wreck.
The fourth wreck has a wide distribution of a variety of broken amphoras (different types possibly from the same period) along a relatively shallow reef. In the sand below this deposit are a number of "conical cups". These cups were used to transfer liquid like wine or water from one container to another. These are typical of the Late Roman period, and parallels for the site's most common type of amphora are seen in the Athenian Agora and date from the 2nd to the 4th century CE.
During the last two weeks of the survey, we moved to Antalya Province with our research vessel Virazon, in order to reinvestigate another known shipwreck discovered by INA off the coast of Kekova Adası in 1983. The Kekova wreck dates to the Archaic period (7th century BCE). The wreck lies scattered over a large area on a reef just inside the entrance of the harbour at Kekova Ölüdeniz. The scatter, ranging from fifteen to thirty meters deep, is composed of Cypriot basket-handled amphoras, along with others from Samos and Corinth. All the visible artifacts are broken and most are heavily concreted to the reef. We made a photo mosaic of the site, recorded all visible artifacts and probed for material beneath the sand. Although there is a considerable amount of ballast, suggesting the original position of the ship on the seabed, there is no clear evidence of hull remains.
Website
The institute's website is at http://ina.tamu.eduBatık Sualtı Yüzey Araştırması
Teksas A&M Üniversitesi’ne bağlı Sualtı Arkeoloji Enstitüsü (INA), Türkiye’nin batı ve güneybatı kıyılarında sualtı araştırmaları gerçekleştirmekte; çalışmalarda Carolyn adlı sualtı taşıtı ve sonar kullanılmaktadır. Hedef 30 metrenin altındaki batıkları tespit etmektir.2007
George Bass, INA tarafından gerçekleştirilen sualtı yüzey araştırmasına 2007 yılında da devam edildiğini ve Virazon adlı araştırma gemisi ile Milawanda adlı destek katamaranı ve iki kişilik su altı taşıtı Carolyn’in kullanıldığını belirtmiştir. Bu yıl incelenen alan Çeşme çevresi ile yakındaki adalar ve Karaburun’un kuzeyidir. Ayrıktaş Burnu ve Kıraz Burnu’nda (Karaada) amforalarıyla birlikte Bizans batıkları tespit edilmiş; Ildır Körfezi’nde ise 35 metre derinlikte MÖ 3. yüzyıla ait bir batık bulunmuştur.2004
2004 Antik Batık Araştırması, 8 Haziran-30 Temmuz tarihleri arasında, Sualtı Araştırmaları Enstitüsü (INA) adına Prof. Dr. Faith Hentschel tarafından, Muğla ve Antalya bölgelerinde yürütülmüştür. Çalışmalarda Virazon adlı araştırma gemisi, Millawanda adlı destek katamaranı ve iki kişilik sualtı taşıtı Carolyn kullanılmıştır.Buradaki ana hedefimiz, Bodrumlu sünger avcısı Mehmet Erbil’in, 1953’te Demeter’e ait bronz bir büst bulduğu, Türkiye sahilinin Arap Adası yakınlarındaki bölümlerini araştırmak olmuştur. Demeter büstü, sualtı arkeolojisi için kutsal bir nesnedir. Newyorklu bir foto-muhabir olan Peter Throckmorton, büstün varlığından haberdar olunca, 1959’da Bodrum’u ziyaret etmiştir. Throckmorton Mehmet Kaptan’la röportaj yapmış; ancak heykelin ait olduğu batığı bulmaya çalıştıysa da başarılı olamamıştır. 1960larda George Bass da batığı aramış fakat batık o zamandan beri ulaşılmazlığını ve cazibesini korumuştur.
Araştırmanın ilk aşamasında, Batı Avustralya Denizcilik Müzesi’nden Jeremy Green tarafından sağlanan bir Yandan Taramalı Sonar (SSS) Aygıtı ile bir Uzaktan Kontrollü Cihaz (ROV) kullanılarak sualtı taşıtlarımız ile dalışlarımızın menzilini aşan derinliklerdeki hedeflerin bulunmasına ve kontrol edilmesine çalışıldı. Hedeflerden hiçbirinin batık olmadığı anlaşılsa da, ROV’un sonarla belirlenen hedefleri incelemedeki yeterliliği, gelecek araştırmalarda sonar ve ROV birlikteliğinin olumlu sonuçlar vereceğini düşündürdü.
Araştırma programının ikinci aşamasındaki ana hedeflerimizden biri, daha önceki INA araştırmalarında keşfedilmiş olan bazı batıkları yeniden incelemek ve ilerideki kazı çalışmaları için potansiyellerini belirlemekti. Knidos’un hemen güneyindeki Aslan Burnu’nda yer alan, MÖ 5. yüzyıla ait bir Klasik Yunan batığıyla başladık. 2003’te, denizdibi yüzeyindeki görünür malzemenin tümü belgelenmişti; bunlar arasında etkileyici Yunan çömlekleri (Sakız Adası ve Mende’den gelen amforalar da olmak üzere) ile 2001’de bulunmuş olan bütün haldeki kırmızı figürlü muhteşem Attik krateri de vardı. 2004’teki hedefimiz, kaya tabanındaki kumun altında malzeme olup olmadığını belirlemekti. Bunun için klasik sondaj yöntemleri ile manyetometreyi birarada kullandık. Alışılmadık olarak, kumun altında büyük miktarda yük var gibi gözüküyordu; bu nedenle Aslan Burnu batığı kazı için uygun bir aday değildi.
Aslan Burnu’nda manyetometre ile yapılan araştırmalardan sonra, Knidos’un hemen kuzeyinde yer alan İskandil Burnu’nda olduğu bilinen dört batığı tekrar incelemenin yararlı olacağını düşündük. Buradaki hedefimiz, görünür tüm malzemeyi belgelemek ve daha detaylı inceleme ve tarihlendirme için bazı numuneler toplamaktı.
İskandil Burnu’ndaki ilk ve belki de en ilginç batıkta, birçok farklı tip ve boyutta seramik krater ve seramik çatı kiremidi ile birlikte etrafa serpilmiş amforalar vardır. Bunlar, 1999-2001 arasında INA tarafından incelenen, Tektaş Burnu batığındaki MÖ 5. yüzyıl Eritre amforalarıyla benzerlik taşımaktadır. İskandil Burnu’ndaki ikinci batık Bizans Dönemine aittir ve MS 6. ya da 7. yüzyıla tarihlendirilebilir. Etrafa dağılmış iki yüzden fazla küre biçimli amfora ile puro biçimnde küplerin oluşturduğu muhteşem bir görüntüye sahiptir. Yığın geminin biçimini taşımaktadır ve büyük ihtimalle omurga kalıntılarının üzerini örtmektedir.
İskandil Burnu’ndaki üçüncü batık, ‘krater’lerin bulunduğu batıktakine benzer çatı kiremitlerinden oluşmaktadır.
Dördüncü batıkta, göreceli olarak sığ bir resif boyunca dağılmış çok çeşitli kırık amforalar (muhtemelen aynı döneme ait farklı tipler) vardır. Bu birikintinin altındaki kumda “konik kaplar” bulunmaktadır. Bu kaplar şarap ya da su gibi sıvıları bir yerden başka bir yere aktarmak için kullanılıyordu. Bunlar, Geç Roma Dönemine özgüdür; alanda en çok bulunan amforaların benzerlerine ise, Atina Agorası’nda, MS 2. yüzyıldan 4. yüzyıla kadar rastlanmaktadır.
Araştırmanın son iki haftasında, 1983’te INA tarafından Kekova Adası açıklarında keşfedilmiş olan bir diğer batığı yeniden incelemek üzere, Virazon adlı aracımızla Antalya bölgesine geçtik. Kekova batığı Arkaik Döneme (MÖ 7. yüzyıla) aittir. Batık, Kekova Ölüdeniz Limanı girişinin hemen ağzındaki bir resif üzerindeki geniş bir alan üzerinde dağılmış durumdadır. On beş ila otuz metre arası derinliğe yayılmış olan kalıntılar, Kıbrıs tipi sepet kulplu amforalar ile Sisam ve Korint amforalarından oluşmaktadır. Tüm görünür malzeme kırılmış ve çoğu sıkıca resife yapışmıştır. Alan, foto-mozaik tekniğiyle belgelenmiş, görünür tüm malzeme kaydedilmiş ve kumun altındaki malzemeyi belirlemek üzere sondajlar yapılmıştır. Geminin, deniz içindeki konumuna işaret eden çok miktarda balast olmasına karşın, omurga kalıntılarına dair belirgin bir kanıt yoktur.
Web sitesi
Enstitü internet sitesi http://ina.tamu.edu adresinde yer almaktadır.