Last updated: 2008-02-26

Kelenderis (Mersin)

The port of Kelenderis is at Aydıncık on the south coast, at the western border of Rough Cilicia. The Classical city was settled by the 8th century BC and continued to be occupied to the 6th century AD, but earlier occupation has also been found. The site has been excavated since 1987 by K. Levent Zoroğlu of Selçuk University.

2005 and 2006

The 5th century harbour mosaic, which had been reburied, was uncovered and re-cleaned and repaired. A roof was built over it for protection and it has been reburied under geo-textile. The 5th century opus sectile floor of the harbour church also received attention.

Work continued in the basilica, which overlies the Classical agora. The limekiln (2.5 m in diameter) built above the apse was filled with marble pieces from the basilica. One marble plaque had a Greek inscription that appears to have named one or two people responsible for the opus sectile floor. Another, more careful, Greek inscription was on a plaque from an earlier building and had been reused in the basilica.

In the basilica apse the partially deformed opus sectile floor was strengthened and documented. The column bases separating the nave from the south aisle were cleaned. The floor was originally paved with mosaics although only isolated tesserae remain. In the narthex the earth filling was removed. The walls were of rubble, spolia and even brick and had been plastered.

The plan of the basilica has now been established. It was 45 m long, oriented east-west with a semi-circular apse 8.3 m in diameter at the east end. The naos was 14.9 m wide, excluding the narthex, while the nave was 7.4 m wide and the side aisles 3.9 m.

The area of the East Necropolis has softer limestone than the West Necropolis. Work in 2006 showed it was used for rock-cut tombs and a quarry. Tomb No. 5 dates from the 5th-3rd century BC, while Tomb No. 7 (from the end of the 5th century or early 4th century BC) contained amphoras of both Cypriot and Persian types and a partially melted bronze bowl. Part of a marble grave stela was found, the first time such a visible tomb marker has been identified here.

At the harbour the underwater survey revealed the foundations of a platform, 26 x 5 m, built of large, rectangular cut stones. It was probably a pier or quay. The survey also located forty-seven more anchors at the nearby Yılanlı Ada anchorage.

2004

In 2004 work took place in three areas: the acropolis, basilica and theatron. The acropolis excavations began in 2002 to check the stratigraphy as the earliest remains in the lower city date to the 8th century BC, yet the Boğazköy bronze plaque has shown that this was the site of the Hittite city of Saranduwa. A number of different phases were identified and building remains were dense. Parallel walls with arches were found but are not part of the three-aisle vaulted structure shown in the Late Antique mosaic. They are probably the substructure of a building higher up the slope. There was no apparent stratigraphy. The pottery is from Archaic to Roman and included East Greek Archaic and Hellenistic West Slope vessels and fish plates. Kiln wastes scattered throughout the area indicate local production of pottery during all these periods. A possible Mycenaean (LH III) sherd and Late Chalcolithic pottery were also found, a first for a coastal Rough Cilicia site.

Work on the basilica resumed in 2004 with the intention of uncovering the entire basilica and the south chapel was excavated. In the Medieval period the basilica wall was connected to the city wall. Also found was a limekiln, used to turn marble into lime for mortar. The agora area was expropriated in 2002 and geophysical surveys were carried out to determine where to dig. These surveys, which picked up walls of a room in one area, were corroborated with a sounding in 2004.

As part of this project, since 2000 Kocaeli University has been excavating the theatre. The cavea is so small it is, in fact, a theatron. So far the cavea, orchestra and skene building have been excavated, although all were damaged by later activity. The building in the cavea was destroyed by 19th century graves, a late wall cuts the orchestra in half and a water channel destroyed the skene building. The Late Antique city wall ran beside the skene building. Outside the analemma wall was found a second wall used to support the upper cavea, so a second level of seats must have existed. No seat blocks were found on the site. The theatre was used in the Roman and later phase and the seats were removed at that time. Finds included dense deposits of ceramics, lamps of the Roman and Late Antique periods, coins, glass and metal.

No epigraphic material was found to indicate the use of the structure but it may have served as both odeon and bouleuterion. In a late period the cavea had been used for metal workshops. The latest phase in the area is represented by the 19th-20th century Greek cemetery. So far 119 graves have been found.

The underwater research project by METU UWS and Underwater Association (SAD), under the direction of Volkan Evrin, also continued in 2004 and again found a number of anchors, both Late Roman and Bronze Age. The latter are similar to those from the Uluburun wreck. This natural harbour was clearly used as an anchoring place.

Bibliography

Levent Zoroğlu, "Excavations, Repair and Display Works at Kelenderis in 2006", ANMED (Anadolu Akdenizi Arkeoloji Haberleri) 5 (2007), 16-21

Website

The excavation website is at
http://www.kelenderis.org

Kelenderis (Mersin)

Kelenderis Limanı, Anadolu’nun güney kıyılarında Aydıncık’ta, Dağlık Kilikya’nın batı sınırında yer almaktadır. Daha erken yerleşim izlerine rastlanmakla birlikte, Klasik Dönem kenti M.Ö. 8. yüzyılda kurulmuş ve M.S. 6. yüzyıla kadar varlığını sürdürmüştür. Kazı çalışmaları, 1987 yılından beri Selçuk Üniversitesi’nden K. Levent Zoroğlu başkanlığında gerçekleştirilmektedir.

2005 ve 2006

Üzeri örtülen 5. yüzyıl liman mozaiği yeniden açılmış, temizlenmiş ve onarılmıştır. Koruma amacıyla bu alana bir üstörtü inşa edilmiş ve mozaiğin üzerine jeotekstil malzeme serilerek tekrar gömülmüştür. Ayrıca liman kilisesinde bulunan ve yine 5. yüzyıla tarihlenen opus sectile taban da bakımdan geçirilmiştir.

Klasik Dönem agorasının üzerinde yer alan bazilikada da çalışmalara devam edilmiştir. Apsis üzerine inşa edilmiş olan (2,5 m çapındaki) kireç kilni, bazilikadan sökülen mermer parçaları ile dolu halde bulunmuştur. Mermer levhalardan birinin üzerinde rastlanan Yunanca bir yazıtta, opus sectile tabanın yapımından sorumlu bir-iki kişinin adının geçtiği düşünülmektedir. Daha erken tarihli bir binaya ait, daha nitelikli işçiliğe sahip başka bir Yunanca yazıtlı levhanın ise bazilikanın inşasında devşirme olarak yeniden kullanıldığı izlenmektedir.

Bazilika apsisinde yer alan ve kısmen deforme olmuş opus sectile taban güçlendirilmiş ve belgelenmiştir. Orta nefi güney nefinden ayıran sütun kaideleri temizlenmiştir. Özgün taban kaplaması mozaik olmakla birlikte geriye az sayıda tessera kalmıştır. Narteksteki toprak dolgusu kaldırılmıştır. Moloz ve devşirme taşlarla ve hatta tuğla ile örülen duvarların yüzeylerinin sıvalı olduğu anlaşılmaktadır.

Bazilikanın planı tam olarak anlaşılmıştır. Doğu-batı yönünde uzanan ve doğu ucunda 8,3 m çapında yarım-daire planlı bir apsisle sonlanan yapı 45 m uzunluğundadır. Naos, narteks hariç 14,9 m, orta nef 7,4 m ve yan nefler 3,9 m genişliğindedir.

Doğu Nekropolü’ndeki kireçtaşı anakaya Batı Nekropolü’ndekilere göre daha yumuşaktır. 2006 yılı çalışmaları bunun sadece kayamezarları için değil, taş ocağı olarak da kullanıldığını göstermiştir. Mezar No. 5 M.Ö. 5.-3. yüzyıla tarihlendirilmektedir; (M.Ö. 5. yüzyılın sonu ile 4. yüzyılın başına tarihlendirilen) Mezar No. 7’de ise Kıbrıs ve Pers tipi amforalar ile kısmen ergimiş bir tunç çanağa rastlanmıştır. Ayrıca sitte ortaya çıkarılan ilk görünür mezar işareti örneği olan mermer bir mezar stelası bulunmuştur.

Limanda yürütülen sualtı yüzey araştırması sonucu düzgün kesilmiş dikdörtgen biçimli büyük taş bloklarla inşa edilmiş 26 x 5 m büyüklüğünde bir terasa ait temeller bulunmuştur. Bu büyük olasılıkla bir rıhtım ya da dalgakırana aittir. Yakın çevredeki Yılanlı Ada demirleme yerinde kırk yedi adet daha çapa bulunduğu belirlenmiştir.

2004

2004 çalışmaları, akropol, bazilika ve theatron alanlarında yoğunlaşmıştır. Akropolde kazılara 2002’de stratigrafiyi kontrol etmek üzere başlanmıştır, çünkü aşağı şehirdeki en eski kalıntılar M.Ö. 8. yüzyıla tarihlenmekle birlikte, Boğazköy tunç levhası bu yerleşimin Hitit şehri Saranduva olduğunu göstermiştir. Tanımlanan farklı dönemlere ait kalıntılar yoğundur. Ancak bulunan kemerli paralel duvarlar büyük olasılıkla, Büyük Antik Çağ mozaiğinde görülen üç nefli tonozlu yapının parçası değildir. Bunların yamacın yukarısında yer alan başka bir binanın altyapısı olduğu düşünülmektedir. Stratigrafi izlenememektedir. Arkaik Dönemden Roma Dönemine uzanan keramikler arasında Doğu Yunan Arkaik ve Helenistik Batı Yamacı kapları ve balık tabaklar bulunmaktadır. Alanda dağılmış halde bulunan kiln atıkları, bu dönemler boyunca yerel çanak-çömlek üretiminin devam ettiğini göstermektedir. Ayrıca ilk defa bir Dağlık Kilikya kıyı yerleşiminde Miken (GH III) ve Geç Kalkolitik dönemlerine ait keramik örneklerine rastlanmıştır.

2004 yılında, yapının tamamını ortaya çıkarmak amacıyla bazilikada çalışmalara yeniden başlanmış ve güney şapelini de içine alacak şekilde genişletilmiştir. Orta Çağda bazilika duvarının şehir suruna bitişik olduğu anlaşılmıştır. Ayrıca mermer pişirilen bir kireç kilni bulunmuştur. Agoranın bulunduğu alan 2002’de kamulaştırılmış ve açmaların yerini belirlemek amacıyla jeofiziksel yüzey araştırması yapılmıştır. Bir odaya ait duvarların yerinin belirlendiği alanda 2004’te bir sondaj kazısı gerçekleştirilmiştir.

Yine bu proje kapsamında, 2000 yılından beri Kocaeli Üniversitesi tiyatroda kazı çalışmalarına devam etmektedir. Caveanın çok küçük olması bu yapının aslında bir theatron olduğunu düşündürmektedir. Çalışmalarda tamamı daha sonraki yerleşim dönemlerinde zarar görmüş olan cavea, orchestra ve skene bölümleri incelenmiştir. Cavea üzerine 19. yüzyılda mezarlar yerleştirilmiş, orchestra geç döneme ait bir duvarla ikiye bölünmüş ve skene yapısının üzerinden bir su kanalı geçirilmiştir. Geç Antik Çağ şehir suru ise, skene yapısının yanından geçmektedir. Analemma duvarının hemen dışında, caveanın üst kısmını destekleyen ikinci bir duvara rastlanması, daha yukarıda ikinci bir grup seyirci oturma-yeri daha olduğunu düşündürmektedir. Alanda oturma-yerlerine ait hiç bir taş bloğa rastlanmamıştır. Tiyatro Roma Döneminde ve daha sonra kullanılmış, ancak bunun ardından oturma-yerleri sökülmüş olmalıdır. Buluntular arasında yoğun keramik birikintileri, Roma Dönemi ile Geç Antik Çağa ait kandiller, sikkeler, cam ve metal objeler sayılabilir.

Bu yapının kullanımına ilişkin bilgi veren hiç bir epigrafik kalıntıya rastlanmamış olmakla birlikte odeon ve bouleuterion olarak kullanıldığı düşünülmektedir. Daha sonraki bir dönemde ise caveada metal işlikleri inşa edilmiştir. Alandaki en son kullanım 19.-20. yüzyıllara tarihlenen Rum mezarlığıdır. Şu ana dek 119 mezar bulunmuştur.

ODTÜ SAT ve Su Altı Derneği (SAD) işbirliği ile Volkan Evrin başkanlığında yürütülen sualtı yüzey araştırma projesi 2004 yılında da sürdürülmüş ve Geç Roma Dönemi ile Tunç Çağına ait bir kaç çapa daha bulunmuştur. Tunç Çağına tarihlenen örnekler Uluburun Batığı’nda bulunanlarla benzerlik göstermektedir. Bu doğal limanın bir demirleme alanı olarak kullanıldığı açıktır.

Kaynakça

Levent Zoroğlu, "Excavations, Repair and Display Works at Kelenderis in 2006", ANMED (Anadolu Akdenizi Arkeoloji Haberleri) 5 (2007), 16-21

İnternet sitesi

Kazı internet sitesi www.kelenderis.org adresinde yer almaktadır.